Son Okumalar

Son dönemde okuduğum kitaplara tavsiye niteliğinde  yer verilmiştir.

E. Evans Prtichard, Sosyal Antropoloji, çev. İrfan İnce, Fuat Aydın, İstanbul: Birey Yay.

Sosyal Antropoloji, E. Evans Pritchard,İrfan İnce,Prof. Dr. Fuat Aydın

İlkel insan konusunda yapılan spekülasyonlarda, aşırılıktan aşırılığa doğru bir gelgitin olduğu görülmektedir. Önce o fakirlik şiddet ve korku içinde yaşayan küçük bir hayvandan az öte bir şeydi; daha sonra zenginlik barış ve güven içinde yaşayan bir beyefendi oldu. Başlangıçta o, herhangi bir dini duygulanım veya inançtan bağımsız idi; sonra tümüyle kutsalın egemenliği altında ve ritüele gömülü hale geldi. İlkin o zayıf ezen bir bireyseldi idi; sonra toprak ve eşyaların ortak kullanımını savunan bir toplumsalcı oldu. Önce o, kama seksüel iken; sonradan o yerel değerin bir modeli olmuştur. Kabul edilen bir düşünceyi değiştirmeye çalışırken, ona karşı kanıt seçim ve toplamada bir muhalif çarpıtma oluştuğunu zannediyorum.

John Monaghan-Peter Just, Sosyal ve Kültürel Antropoloji, çev. Hakan Gür, Ankara: Dost Kitabevi Yay.

Sosyal ve Kültürel Antropoloji (Kültür Kitaplığı 61), John Monaghan,Peter Just,Hakan GürI. Bölüm – Donggo’da Bir Anlaşmazlık: Alan Çalışması ve Etnografya
II. Bölüm – Arı Larvası ve Soğan Çorbası: Kültür
III. Bölüm – Kısa Bir Rastlaşma: Toplum
IV. Bölüm – Fernando Kendine Bir Eş Arıyor: Cinsiyet ve Kan
V. Bölüm – La Bose, Bakar Oluyor: Kast, Sınıf, Boy, Ulus
VI. Bölüm – Nuyoo’da Bir Şölen: İnsanlar ve Nesneler

Gavriil Vasilieviç Ksenefontov, Yakut Şamanlığı, çev.: Attila Bağcı, Kömen Yay., Konya 2011.

Saha (Yakut) Türklerinin yüzyılın başında yetiştirmiş olduğu en önemli araştırmacıların başında Gavriil Vasilieviç Ksenefontov gelmektedir. Aslen hukukçu olsa da Yakutlardaki milli benliğin oluşması için yaptığı tarih ve folklor çalışmaları ile tanınmıştır. Stalin döneminde “Saha (Yakut) milliyetçi aydınlarının önde gelenleri” ile beraber öldürülmüştür.
L. P. Potapov, Altay Şamanizmi, çev.: Metin Ergun, Kömen Yay., Konya 2012.

Çalışmasının asıl amacının “Altay Şamanizmi bir din midir?” sorununa cevap bulmak olduğunu ifade eden Potapov, Altay Şamanizmini yazılı olmayan bir din olarak nitelendirmektedir. Bu kanaate ulaşmasında da derlediği etnografik materyaller ile yararlandığı diğer etnografik, tarihi ve folklorik materyaller etkili olmuştur. Bu dinin teolojik esasları, özü ve dogmalarıyla kanunlarının kendi yazılı kaynaklarından araştırılamayacağına, bu nedenle çeşitli Şaman inanç, görüş, tören ve ayinleriyle Şamanların ruhlara ve tanrılara yaptıkları dua metinlerinin derin ve kapsamlı bir şekilde araştırılıp analizinin yapılmasının, özellikle de kültürün esas kutsal eşyaları olan tef ile Şamanların tören giysilerinin araştırılmasının gerekliliğine dikkat çeken Potapov, “Din Olarak Altay Şamanizmi” başlığı altında, Şamanizm’in eski Türklerin milli devlet dini olduğunun kabul edilmesinde yarar gördüğünü ifade ettikten sonra bu dine özgü unsurları ele almaktadır.

Kemal Abdulla, Eksik El Yazması, Ötüken Yay., İstanbul 2006.

Bu kitap Dede Korkut üzerine çalışmalarını bildiğimiz Prof. Dr. Kemal Abdullah’ın yeni bir romanıdır. Romanda Dede Korkut kahramanlarının başlarından geçen olaylar güzel ve sürükleyici bir şekilde kurgulanmış, tatlı bir Dedem Korkut anlatımıyla anlatılmıştır. Romanın içinde ikinci bir roman da Şah İsmail’in hikâyesidir. O da Dedem Korkut uslûbunda ve en az birincisi kadar sürükleyicidir. Dede Korkut’un romanı diyebileceğimiz bu eserde tartışılması gereken şeyler vardır; bakalım kimler görecek, kimler tartışacak?…
Hampher, İslamı Nasıl Yok Edelim? (Bir İngiliz Ajanının Hatıraları), Türkçesi: Nevzat Göktaş, Nehir Yay., İstanbul 1995.

Osmanlı Devleti´nin çöküş sürecine girdiği yıllar, Büyük Britanya İmparatorluğu´nun dünyanın birçok bölgesinde sömürgeleştirdiği ülkeler zincirine, Osmanlı hakimiyeti altında bulunan İslam ülkelerini de dahil etmek için faaliyetlerini arttırdığı yıllardır. Henüz tam anlamıyla İngiliz egemenliğine girmemiş olan bölgelerin ele geçirilmesi için planlar yapılıyor ve bu planların öncelikli ilgili alanlarını da İslam ülkeleri oluşturuyordu. İngiliz Sömürge Bakanlığı, mezkur planların uygulamaya aktarılabilmesi için, ister tam, ister yarı sömürge olsun bu bölgelerden herbirine casusluk yapmak ve lüzumlu bilgileri toplayabilmek için heyetler gönderiyordu. Bu kitabın yazarının belirttiğine göre 18. yüzyıl başlarında İslam ülkelerinde görevli İngiliz ajan-misyonerlerinin sayısı beş bin civarındaydı. Bu görevliler tarafından toplanan bilgiler, Sömürgeler Bakanlığı´nca değerlendirildikten sonra, alınan önlemler uzun süreli planlar olarak bu topraklarda ayrıkçılık (Irkçılık), cehalet, fakirlik, hastalık ve ahlaksızlığı yayma programları şeklinde tanzim edilmişti. Söz konusu programın uygulayıcıları arasında bu kitabın yazarı da bulunmaktadır. Kitabında İslam ülkelerine yönelik dönemin sömürge programları bütün detaylarıyla anlatılmaktadır.Osmanlı Devleti´nin çöküş sürecine girdiği yıllar, Büyük Britanya İmparatorluğu´nun dünyanın birçok bölgesinde sömürgeleştirdiği ülkeler zincirine, Osmanlı hakimiyeti altında bulunan İslam ülkelerini de dahil etmek için faaliyetlerini arttırdığı yıllardır. Henüz tam anlamıyla İngiliz egemenliğine girmemiş olan bölgelerin ele geçirilmesi için planlar yapılıyor ve bu planların öncelikli ilgili alanlarını da İslam ülkeleri oluşturuyordu. İngiliz Sömürge Bakanlığı, mezkur planların uygulamaya aktarılabilmesi için, ister tam, ister yarı sömürge olsun bu bölgelerden herbirine casusluk yapmak ve lüzumlu bilgileri toplayabilmek için heyetler gönderiyordu. Bu kitabın yazarının belirttiğine göre 18. yüzyıl başlarında İslam ülkelerinde görevli İngiliz ajan-misyonerlerinin sayısı beş bin civarındaydı. Bu görevliler tarafından toplanan bilgiler, Sömürgeler Bakanlığı´nca değerlendirildikten sonra, alınan önlemler uzun süreli planlar olarak bu topraklarda ayrıkçılık (Irkçılık), cehalet, fakirlik, hastalık ve ahlaksızlığı yayma programları şeklinde tanzim edilmişti. Söz konusu programın uygulayıcıları arasında bu kitabın yazarı da bulunmaktadır. Kitabında İslam ülkelerine yönelik dönemin sömürge programları bütün detaylarıyla anlatılmaktadır.

Murat Kınıkoğlu, Ölmeden Önce, Oğlak Yay., İstanbul 2012.

Murat Kınıkoğlu’nun, kimi sorgusuz sualsiz biat eden, kimi kıstırılmışlık duygusuyla boyun eğen, kimi ise sorgulamaktan sonuna kadar vazgeçmeyen karakterleri sizi hem düşündürecek hem güldürecek.

Cemal Dindar, Yuvasız Kuşlar Gibi : Deliliğin Resimli Sivil Tarihi, Otopsi Yay., İstanbul 2003.

Bakırköy Akıl Hastanesi’nde psikiyatri uzmanlık eğitimi gören Dr. Cemal Dindar, iki yıla yakın bir süre de Şanlıurfa Devlet Hastanesi’nde çalıştı. Yörede psikyatri alanında geniş kapsamlı araştırma ve incelemelerde bulunurlarken; bir fotoğrafçı dükkanında, Ufa’nın gelmiş geçmiş en ”ünlü akıl hastaları’nın fotoğraflarıyla karşılaştı. Fotoğrafçı Mahmut Okkaş, 1970′lerin başından beri yörenin ünlü ‘akıl hastaları’nı en doğal halleriyle görüntülemiş, onlarla dostluk kurmuş, özyaşam öykülerini kendi ağızlarından dinlemişti. Okkaş, Bu ünlü akıl hastalarının hepsi birbirinden ilginç öykülerini Cemal Dindar’a anlattı. İşte ”deliliğin resimli sivil tarihi” yörenin en ünlü yirmi ‘akıl hastası’nın fotoğraflarıyla, onların çarpıcı, düşündürücü, sarsıcı öykülerinden oluşuyor.

Michel Foucault, Deliliğin Tarihi, çev.: Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi, Ankara 2006.

Michel Foucault, Deliliğin Tarihi’nde, deliliğin gündelik yaşamın bir parçası sayıldığı, kaçıklarla çılgınların sokaklarda ellerini kollarını sallayarak dolaştıkları Orta Çağdan, tehlikeli sayılmaya başladıkları, tımarhanelere kapatıldıkları, öteki insanlarla aralarına ilk kez duvarların çekildiği on sekizinci yüzyıla kadar, Batı’da deliliğin arkeolojisini irdeliyor. Deliliğin fantastik dünyasında dolaşırken Foucault, aslında “deli”nin bize onun deli olduğuna karar veren, onu öyle konumlandıran genel toplumsal harita üzerinde işgal ettiği yer itibariyle yansıdığını gösteriyor. Her çağın kendi ütopyası içinde kendini arındırdığı, saflaştırdığı, idealleştirdiği tarihsel yolculukta, delinin bu arınma ayin ve oyunundaki yerini ve rolünü kavramamızı sağlıyor. Bu nedenle, Deliliğin Tarihi, aynı zamanda aklın tarihinin ana hatlarını da ortaya koyuyor: Akıl, kendini ancak deliliğin zıddında, deliliğin zıddı olarak tanımlayabiliyor. Öyleyse delilik, toplum düzeninin varlığı için gerekli; çünkü bu düzen ancak kendi negatifinin aynasında kimlik bulabiliyor.

Ahmet T. Karamustafa, Tanrının Kuraltanımaz Kulları İslam Dünyasında Derviş Toplulukları (1200-1550), çev.: Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yay., İstanbul 2012.

Kalenderler, Haydarîler, Câmiler, Celâlîler, Şems-i Tebrizîler, Cavlakîler, Abdallar ve diğerleri.. İnançlarıyla, görünümleriyle, yaşayışlarıyla toplumu dışlayan bu toplulukların öyküsü her zaman ilgi çekmiş, haklarında olağanüstü bir edebiyat oluşmuştur. Ahmet T. Karamustafa ise konuyu bir tarihçi yaklaşımıyla ele alıyor, bu toplulukların geniş İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde ayrı özellikler taşıyan köklerinden başlayıp gelişimlerini irdeliyor ve sonraları nasıl bir değişim geçirerek başka akımlara dönüşmesi sürecini özlü biçimde anlatıyor.

John Farndon, Dünyanın En Harika Fikri (İnsanlığı Değiştiren 50 Müthiş Fikir), çev.: Duygu Akın, NTV Yay., İstanbul 2012.

Zeki Olduğunu Düşünüyor musun? kitabında üniversite mülakatlarında karşılaşacağımız ilginç sorulara hazırlıklı olmamız için kafamızı nasıl çalıştırmamız gerektiğini anlatan John Farndon, bu sefer insanlık tarihinde çığır açan en harika fikirleri, bu fikirlerin diğerleri arasından nasıl sıyrıldığını anlatıyor.

“Dünyanın En Harika Fikri” kavramında insanın aklını çelen, “Yok canım, saçmalık bu!” demeden önce konu üstüne düşünmek için insanı sinsice baştan çıkaran bir şeyler vardır. İşte elinizdeki kitap bu ayartmaya teslim oluşun bir eseridir. Eğer siz de teslim olursanız, bunun aslında son derece sürükleyici bir oyun olduğunu keşfedersiniz.

İnsanoğlu ateş, çiftçilik hatta şarap olmasa ne yapardı? Harika fikirlerin tarihin gidişatını değiştirdiği bir gerçek, ama bir fikrin harika olduğuna kim, nasıl karar verebilir? 50 fikrin bulunduğu bu liste bir internet sitesinde insanların verdiği oylara göre hazırlandı. Peki, ama siz oy verenlerle hemfikir misiniz? Hangisi sizin için daha önemli: Kapitalizm mi yoksa Marksizm mi, bankacılık mı yoksa çay içmek mi, ekmek pişirmek mi yoksa internette dilediğiniz gibi gezinmek mi, kuantum teorisi mi yoksa çömlekçilik mi?

İnsanoğlu ateş, çiftçilik hatta şarap olmasa ne yapardı? Büyük fikirler tarihin gidişatını değiştirdiği bir gerçek, ama bir fikrin büyük olduğuna kim, nasıl karar verebilir? 50 büyük fikrin bulunduğu bu liste önemli bir internet sitesinde insanların verdiği oylara göre hazırlanmış.

Georges Jean, Yazı-İnsanlığın Belleği, çev.: Nami Başer, Yapı Kredi Yay., 7. b., İstanbul 2012. 

Şair Georges Jean, başlangıcından bugüne yazının tarih içindeki serüvenini anlattığı kitabında farklı kültürlere ve ifade biçimlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizi.

5000 yıl önce ilk kez Sümer uygarlığı tarafından basit muhasebe hesaplarını kaydetmek üzere kullanılan resimyazılarından Mısır hiyerogliflerine, Ortaçağ kaligrafilerinden İslam hat sanatına ve Çin’deki düşünce yazılarına kadar el yazısının ve elyazmalarının gelişimi ve farklı biçimleri ele alınıyor önce.

Ardından ilk matbaa kuruluyor, yazının tarihi basımcılığın ve tipografinin tarihiyle bu noktada kesişiyor. Kitabın ve basımcılığın serüveni de başlamış oluyor böylelikle. Genelleşen ve yaygınlık kazanan yazı, artık dinsel imgelerden müziğe, dil oyunlarından edebiyata ve bilimsel formüllere kadar çok farklı alanların ortak ifade aracına dönüşüyor. Ve Georges Jean’ın belgeler ve tanıklıklarla gösterdiği gibi, modern dünyada yazı, harf, kendiliğinden bir varlık oluyor, dünyanın vazgeçilmez bir parçasına dönüşüyor.

Maine Üniversitesi’nde dilbilim ve göstergebilim profesörlüğü yapan, yazın kuramı üzerine yazıları, pedagojik incelemeleri, şiir antolojileri ve denemeleriyle kırka yakın yapıta imza atan şair Georges Jean’ın Yazı, İnsanlığın Belleği adlı bu kitabı hem tarihsel bir inceleme hem de bir arşiv çalışması olarak değerlendirilebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>